Thursday, November 19, 2015

PKK'nın Azerbaycan yapılanmasına ait deliller.


PKK'nın Azerbaycan yapılanması ile ilgili deliller

PKK Azerbaycan'da Aliyev hükumeti tarafından korunuyor.
Azerbaycanda terrör örgütü PKK nın ve onun varisi olan KADEK-in müteşekkil teşkilatları var. Bu hakta 06 eylül 2011 de Baku Metbuat Külübünde qazeteciler karşısında konuşan “Hürriyyet” ve “Yeni Müsavat” qazetelerinin genel yayın yönetmenleri Aydın Kuliyev ve Rauf Arifoğlu açıklamıştılar.  Ancak daha sonralar "Hürriyet" qazetesi tamamen raflara kaldırıldı, "Yeni Musavat" ise hükumetle dost oldu, eleştirilerini durdurdu. Hatta qazetenin genel yayın yönetmeni R.Arifoğlu'na ilham Aliyev tarafından madalya takıldı ve dostlukları resmen duyuruldu. Ama tarih unutulmuyor, unutulmayacak. Bir zamanlar R.Arifoğlu'nun araştırmaları sonucunda ortaya çıkan PKK - Aliyev hükumeti beraberliyi tarihe yazıldı ve bu gün ona ışık tutacağız.
Bir zamanlar basın sayfalarında Azerbaycanda PKK teşkilatlanması ve yandaşlarının olması hakta sayısız malumatların yazıldı ve bu olay hükumeti harakete geçirdi. Ama PKK ya karşı degil, bunu yazanları susturmaya karşı.. 
Gün geçtikçe PKK ile alakalı malumatlara yenileri ilave olundu.
Azerbaycanda PKK mevzusu etrafında yaşananlar olaylar, meydana çıkan yansımalar meseleni yeniden gündeme taşımaya mecbur etti beni. Qazetecilerin somut deliller elde etmiş ve bunu basına duyurmuştu. O delillere dayalı bazı şeyleri açıklayacak ve sizlere sunacağım.
Azerbaycan basınının, toplumun ve ulusal dairelerin ülke resmilerine uzun zamandır baskıları neticesinde hakimiyet mensupları Azerbaycanda PKK-nın olup-olmaması hakta çelişkili reaksiyon sergilemekteydi. Bu reaksiyonlar meseleye aydınlık getirmemekle, aksine, yeni-yeni şüphelerin meydana çıkmasına, PKK mevzusu etrafındakı merakın daha da genişlenmesine sebep olmuştu.
Hükumetin güç bakanlıklarından birinin başkanı Azerbaycanda PKK-nın olmadığını israrlı şekilde iddia ettiyi halde, diger bakan PKK-nın farklı birliklerinin, yandaşlarının olmasını istisna etmiyordu. Bu zıddiyet aynı zamanda Milli Tehlikesizlik Nazırlığinın (Milli İstihparat bakanlığı) bildirisinde farklı şüphelerin ortaya çıkmasına sebep oluyordu. 
2011 yılının başlarında MTN-in (milli İstihparat bakanlığı) Azerbaycanda 33 PKK mensupunun ortaya çıkarılarak farklı ülkelere iade edilmesine dair açıklamasına, bir kaç ay sonra ise aynı bakanlığın Azerbaycanda PKK-nın olmasını katiyyetle rett etmesi dikkat çekiciydi. Diger yandan, MTN-in bildirisinde basının PKK mevzusuna yer ayırması devletçilik aleyhine faaliyet gibi kıymetlendiriliyordu. MTN gibi önemli bir kurum Azerbaycanda mevcut olan siyasi partilere, esasen de bu hakta yazan qazetelere karşı önlem alınacağını beyan ediyordu. MTN tarafından seslendirilen, bu şekilde olan bildiriler hem hakimiyet güçlerini PKK mevzusunu araşdıran basın kuruluşlarına, siyasi partilere karşı farklı baskılara teşfik ediyor, hem de Azerbaycanda varlığı şüphe doğurmayan PKK teşkilatlanmaları ve temsilcilerinin daha da aktifleşmesine sebep oluyordu.
Hatta o zamanlarda "Yeni Musavat ve “Hürriyyet” başta olmakla basın kuruluşları Azerbaycanda PKK-nın varlığına dair farklı delilleri araştırmakla meşğul olduğu için PKK terör örgütü ile baş başa kaldı ve tehlike içinde yaşadı. ilişkiler PKK-devlet düzeginden PKK-basın düzegine geçmişti. Bu, çok tehlikeli bir göstergeydi.
Burada sohbet yalnız bu iki qezetenin degil, Azerbaycanın devletciliyi, halkın tehlikesizligi için endişesi olan tüm basın kuruluşlarının başı üzerini almış tehlikeden gidiyordu. 
Bazı resmi ve qayri-resmi sızan malumatlar onu düşünmeye esas veriyordu ki, PKK mevzusunda yazan basın kuruluşlarına, yazarlara karşı en farklı istikametlerden baskılar devam edecekti. Burada PKK mevzusunu araşdıran yazarlara karşı farklı fiziki-cismani baskılardan tut yasadışı mahkeme kerarlarına kadar en farklı usüller dahildi. Baskı usüllerinin diger istikametine qezetelerde PKK ile bağlı yazıların devletçiliye karşı faaliyyet gibi hukuki süs verilmesi, esasında adli yargılanmanın başlatılması pilanlanıyordu.
Diger baskı usülu kürt milletinden olan insanların bu qezetecilere, yazarlara karşı kışkırtılmasıdır. aslında burada milliyyet meselesi degil, direk PKK konusu yazılmaktaydı. Ancak hükumet bunu farklı tarafa çekerek kürt milletini yazarlara karşı bazı önlem almaya teşvik ediyordu. Kiminin milliyyetçe kürt olması, hiç de onun PKK-cı olması demek degildi, yazarlarda bunun farkındaydı tabi ki.
PKK-nın eski Sovyetler mekanı, Ermenistan ve Azerbaycan'dakı teşkilatları..
PKK hakkında yazılanlar büyük bir araşdırma eseri seviyesindeydi. Ortaya konulan deliller ise onlarca yargı davasının başlatılmasına, yüzlerce vatan ve millet hayininin, kanun kaçağının derhal hapise alınmasına sebep olmalıydı. Ama ne yazık ki, Azerbaycan'ın hakimiyyet kuruluşları elleri binlerce insanın kanına bulanmış bu örgütün ülkedeki teşkilatlarını etkisiz hale getirmek yerine, bu hakta yazan yazarları, qazeteleri yargılamak kararına gelmişti.
Elimizde PKK-nın Ermenistan'dakı teşkilatlarına dair geniş bilgiler var. Biz bu bilgileri bir kaç defe yayınladık. Azerbaycan'ın hükumeti ve savcılık, istihparat birimleri hiç bir kez bununla ilgilenmemiş. Ancak onlar iyi biliyorlar ki, PKK-nın tek bir ülkede degil, onlarla ülkede teşkilatları geniş yayılmıştır. Bu, sade, umursanmayacak bir bilgi deyil! Bu, hem de mesajdı. Azerbaycan'ın gazetecileri Bakü'de oturarak, düşman ülkede MTN in (Milli İstihparat Bakanlığı) bilmediyi şebeke hakkında malumatlar elde ede biliyorlarsa, demek ki, bu şebekenin Azerbaycan'dakı kuruluşu hakkında daha geniş bilgilere sahipdirler.
Fakat ne yazık ki, bu bilgilerin hepsini yayınlamak, açıklamak imkanı olmadı ve ya yüksek makamlarca imkansız hale getirildi. Çünki yazarlar arkasını yaslayacağı devlet yoktu ve terörist bir örgüte, neden dolayı olduğunu bilmediyimiz, onu destekleyen antidemokratik bir kuruluşa karşı yalnız kalmışlardı. Hayatları, aile üyeleri büyük risk altında kalmıştı. Üzülerek bildirmeliyim ki, bu meselede Türkiyenin gereken kurumlarından, özellikle mediasından gereken destekte yoktu ve hiç bir zaman da olmadı.
Milli Tehlikesizlik Nazırlığinın resmi bildirisi hukuki, siyasi ve tarihi bakıştan çok yanlıştı. Bildiride Azerbaycanda PKK-nın varlığını ispatlayacaq malumatlar yazan qezeteler devletçiliye ihanette suçlandırılmşlar. Gel görki PKK ile bağlı yazılardan daha geniş bilgiler MTN-de muhakkak vardı.
Azerbaycanda PKK var ve onun imkanları çox tehlikeli safa ulaşmıştı. Çok büyük ithal ve ticaret sektörleri PKK-lıların nezaretindeydi. Baku Tütün Kombinatı, ”Azersun Holding"in büyük çevresi, “Sibank”, “Siyezen broyler”, gıda sektörü, benzin ticareti ve başka önemli sektörler bu örgüte bağlıdır. Acınacaklı şudur ki, onların başkanlıği altında çoğunluğu Karabağ göçmenlerinden olan binlerle yerli insan çalışmakta. Onların da tüm hayatları ve yaşamları, teminatları iş yerlerine bağlıdır. Sırf bu yüzden de o azerbaycanlılar PKK sempatizanı patronlarının, iş adamlarını tek kelmesi ile üzerimize yönlendirile, her tür oyuna tahrik edile bilirler.
 “Azersun Holding” zamanında bunu bize ıspatladı. Sık-sık işçilerin adından PKK ile ilgili yazan qazetelere telegramlar gönderildi, tehtit edildi, mitink ve diger eylemlerle tehtitler savuruldu.
Azerbaycan'da olan KADEK (PKK) görüntü itibarıyla özgür teşkilat olmamış, PKK-nın Eski Sovetlerde birligine, aynı zamanda Kafkaz teşkilatına bağlı olmuştur. Hem Azerbaycan'daki, hem de Ermenistan'daki kuruluşlar aynı merkezden idare olunuyorlardı. Olayın tehlike boyutunu da bu göstermekte.
Eski Sovetler mekanında PKK-nın üç böyük eyitim kampı var. Onlar Yaroslav, Tomsk (Rusya) ve ne yazık ki, Gence (Azerbaycan) etrafında yerleşmekte. Bu kamplarda iki aylık eyitimden geçen KADEK-li teröristler Krasnodar'da (Rusya) yerleşen ”Kordinasyon ve Egitim Merkezi"ne gönderiliyor. O Merkeze Azerbaycan'da tanınmış yüz olan Vekil Mustafayev başkanlık ediyor. Krasnodarda teröristler alt yapı egitimine, yabancı dilleri bilme imkanlarına, başka yeteneklerine göre seçilerek, Avrupa temsilciliklerine, yayın-basın kuruluşlarına (MED TV gibi) gönderiliyor. Kafkaz ülkelerine gönderilenlerin yerli kürtler olmasına özellikle önem veriliyor. 
Egitim görmüş militanlar aynı zamanda Kırgiızistan, Kazakistan ve Gürcistana da gönderiliyor ve oralarda yerleştiriliyor. En radikalları, savaş kabiliyeti yüksek olanlar ise İrevana (Ermenistan) gönderiliyor. Burada onlar yeniden 10 günlük egitimden geçmek zorundalar. Onların arasından seçilenler 4 istikamet üzere gruplaştırılarak İran'a (Urmiye-Maku-Tehran), Kuzey İrak'takı Berzani ve Talebani bölgesine, diger yandan İrak'dakı Bağdad ve Mahmur adlandırılan kamplara ve nihayet, Suriya'nın Haseki, Halep ve Şam bölgelerine gönderiliyor ve kabiliyetlerine uyğun işlere yöneldiriliyorlar.
Teröristlerin ülkemizdeki destekçilerinin Azerbaycanda yaşayan azsaylı kürtlerin ve aynı zamanda işğal atında kalan bir kaç ilçenin (Kubadlı, Laçın, Kelbecer) kaçak olmuş ehalisi arasında separatçı ve antitürk propagandasının yürütüldüyü ve onların Eski Sovyetler mekanında olan kamplara teşfik edildiyi de ortaya çıkan bilgilerden. Bu istikametde PKK-nın Azerbaycan temsilcisi sayılan, terörist Öcalana yakın şahıslardan biri olmuş Hejar Kürtasger'in önemli rolünün olduğunu vurgulamak yerinde olur. Hejarın Azerbaycan'da çok zengin akrabaları, destekçileri var. O, ”Ronahi Kürt Medeniyet Merkezinin başkan muavini, Kelbecer tarih muzesinin müdiri Şamil Esgerovun oğlu, YAP-çı (Yeni Azerbaycan Partisi - İlham Aliyevin partisidir) milletvekili Şahlar Esgerovun kardeşi oğludur. PKK-nın eski Sovyetler Birligi ülkelerinde olan teşkilatlarında en önemli makamlardan birinin sahibidir.
PKK-ya Azerbaycanda destek verenler arasında hakimiyetin en yüksek makamlarında temsil olunan siyasilerin, Haydar Aliyevin özel çevresinden bir kaç şehsın, aynı zamanda general Beyler Eyyubov (Aliyevin baş koruması) ve onun kardeşlarinin, İç İşleri ve Egitim bakanlıklarındaki bir kaç yüksek makam sahipi memurların, Özel Kuvvet Biriminde çok sayıda önemli makamlarda oturan askerlerin, tanındık milletvekillerinin, YAP (Aliyevin partisi) yönetim kurulunda olan bir kaç şahsın, ülke ekonomisinin önemli hissesini elinde tutan bir kaç büyük şirket sahiplerinin isimleri var.
Azerbaycanda PKK propagandasının yürütülmesi işine “Ronahi” Kürt Medeniyet Merkezinin başkanı Kamil Hasanov başçılıq ediyor. Ne ilginçtir ki, Türkiyeden Recep Tayyip Erdoğan Başbakan olduğu dönemde (2010 lu yıllarda) PKK-nın Azerbaycanda kültürel perde altında faaliyyetde olduğunu demişti. Yani o zamandan beri PKK nın Azerbaycan kolu hakta bilgiler olmasına rağmen hiç bir hareket edilmemişti. 
Teşkilatın Azerbaycan üzre sorumlusu İzzet Özdemir adlandırılan birisidir. MTN-e yakın apartmanlardan birinde yaşamaktadır. Bu makamda Mustafa Sabah adlı birinin yerine geçmiş. M.Sabah'ın general Beyler Eyyubovun kardeşi Eyyup Eyyubovun yakın arkadaşı  olduğu bilinmekte.
Mustafa Sabah 2010 yılının 8. ayında sırlı bir şekilde ortalıktan kayboldu. Birileri onun öldügünü, digerleri ise Kuzey İrakta, Berzani'nin yanında olduğunu söyledi.
İzzet Özdemir bir zamanlar Haydar Aliyevin, ondan sonra ise oğlu İlham Aliyevin yakın adamı, Cumhurbaşkanı'nın güvenliginden sorunlu baş koruması Beyler Eyyubovun himayesi altında. Şahsen onun kendine tabi olan on kişilik bir grubu var. Azerbaycana 4-5 sene önce gelmiş gruba kod adı ”Muro" olan Murat isimli birisi (Türkiye kürdü) başkanlık ediyor. Hepsi özel egitim görmüş profosyenel teröristdir. O kişilerden ülkenin siyasi muhalefetine karşı, hükumet devirmeye teşebbüs olursa terörün organizasyonunda kullanmak amaçlanıyor.
PKK-nın Azerbaycan'dakı teşkilatlanmasını özellikle Türkiye vatandaşı olan öyrenciler kullanılıyor. Azerbaycandakı PKK teşkilatlanmasında yer alanlar arasında daha bir general var. Onun varisin gelecek, hayali hükumetinde bakanlıklardan birinin başına geçecegi söylentiler içinde. Onun ismi ülkenin tanındık bir qazetecisinde var. ama açıklamaya korkuyor.
Terörcu örgütün Bakü sorumlusu Atilla Akdoğan adlı Türkiye vatandaşıdır. O Atilla Akdoğan ki, 2011 li yıllarda (tam olarak hatırlamıyorum) “Azersun Holding”in yaptığı basın konferansında Yunis Arifoğlu onu ayağa kaldırdı ki, "bakın, bu adam teröriste benziyormu?". 
Örgütün Sumkayıt (Azerbaycanda il) sorumlusu şimdiyedek yazdığım kişilerden hiç biri degil. Bu adam emekliye ayrılarak suskunluğunu koruyan bir general.
 PKK-nın Gence sorumlusu Ali Barın adlı İğdır kürtüdür. Onun hakkında da eskiden çok yazıldı. Aynı zamanda Gence ve onun etraf ilçelerinde aktif biznes faaliyeti ile meşğuldur.
Bundan başka, PKK-nın Baküda olan gençler üzere sorumlusu Abdülkadir adlı Türkiye vatendaşıdır. 
Maliyye ve dış bağlantılardan sorunlu olan şahs Bakü Tütün Kombinatına sahiplenmiş Nazar Hannadır. 
“Azersun Holdinq”in başkanı Abdolbari Güzel, diger PKK-cı iş adamları (Mahmut Celal, Lazet Kemal Horizat, Rauf Kadhim) bu qrupta yer almaktadırlar.
Dikkat çeken konu da şu ki, PKK Azerbaycanın Yüksek Öyretim, özellikle Üniversitetlerine de dikkat ayırmış, bu mevki üzere sorumlu şahıs gibi Firaz Ramazan Gül isimli Türkiye vatandaşını atamıştır. 
Azerbaycanda PKK yoktur iddiasının yalan olduğu kanıtlanması için bu yazılanlar yeterli kanıt ve araştırma gerektigi halde hükumet susmak bir yana, bunu yazanlara karşı baskı uygulamakta. Hele hele nice bilgilere sahip insanlar var ki, kendisinin, ailesinin tehlikesizligi açısından, hükumete güvenmediyinden susmakta. Azerbaycan'da PKK iş başında ve bu ülke için büyük bir tehlike olarak kalmakta.
Bu konuda başka bir örnekte Azerbaycan'ın eski Meclis başkanı Rasul Kuliyevin “Hürriyyet” qezetesinin 06.09.2011 tarihli sayında verdigi röportajda ortaya çıkmıştı. Eski Meclis başkanı'nın qazeteye verdigi röportajında bildirdiyine göre, 1995-ci yılda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) başkanı Hüsamettin Cindoruk kendisi ile PKK teşkilatlanmalarını gösteren harita getirerek onu Haydar Aliyev'e göstermiş.
Hüsamettin Cindoruk PKK-ya silahların Ermenistan ve Nahçivan üzerinden verildiyini H.Aliyeve bildirmiş. Ama her seferinde Türkiye bunu Aliyeve söylerken, Azerbaycan bir kaç kişiyi, faaliyeti üst düzey olmayan PKK-çını sözde sınır ihlali ederken yakalandığını bildirerek Türkiyeye vermiş, ama terör örgütünün köküne varmamıştır. Burada Aliyevin kendi ve talimat aldığı Rusyanın da çıkarları söz konusu idi.
Bazı yazarlar, araştırmacılar hayatları pahasına PKK örgütünün Azerbaycan'dakı ve Kafkaz'daki birleşimleri hakkında malumatlar elde etmiş ve yayınlamış olmasına rağmen Azerbaycan hükumeti qazeteler ve qazetecilere baskı uygulayarak onları susmaya ikna etmiş ve konunun üzerine gidilmemesini sağlamış.
Azerbaycan küçük bir memlekettir. Ülkenin Gence, Mingeçevir, Sumkayıt gibi büyük şehirleri bu terörist teşkilatın elinde. 
Elde olan belgelerle ıspat olundu ki, Azerbaycan'da PKK-ya maliye destegi veren şahıslar Ermenistan'da da faaliyet yapmakta.
2010 yılının kasım ayında "yeni Musavat" qazetesi ”Azersun" şirketi başkanı Abdolbari Güzelin kardeşinin İrevanda (Ermenistan) “Teksun”un şubesine rehberlik ettiyini, orya türlü gida mahsullerinin taşındığını yazmıştı. Bu yazı üzerine qazete hakkında dava başlatıldı. Bu davadan bir sene geçmeden İrevan'da olan hukuk savunmacısı Mehti Mehtiyev'in yaptığı sade bir alış -verişi yazılanların doğru olduğunu tastik etti. Mehti bey İrevanda parasıyla “Azersun”un Azerbaycanda istehsal ettiyi çay ve bunu delil haline getirecek mağaza çekini aldı. Belli oldu ki, tüm Ermenistan “Azersun”un mahsulleri ile dolu. Bu, tesadüfen bir kaçakçılığın deygl, yerleşmiş ticaret şebekesinin göstergesidir.
 Bu şirketin rehberleri Azerbaycan hakimiyetinden, direk bağlı olduğu Aliyevden Türkiyenin Ermenistanla sınırlarının açılmamasına ilişkin konuşmasını istiyor ve bu istek üzere Azerbaycan hükumeti o dönemler gündeme gelen Türkiye-Ermenistan sınır açılması meselesinde "Karabağ silahı"nı Türkiyenin önüne sürülüyor. Aliyev türkiyeye bizim düşmanımız, topraklarımızı işgal eden Ermenistanla nasıl kapı açar, ticaret yaparsınız diye tepki gösteriyor. Ama işin içinde başka sebep olduğu ortaya çıkıyor. Yani aslında Azerbaycan hükumetini ilgilendiren konu Karabağ deyil, sınırın açılması halinde Türkiyenin Ermenistan pazarında söz sahipi olması ve bu durumda Azerbaycanın "Teksun" şirketinin Ermenistan pazarından mecburen çıkması. 
Bundan başka PKK terör örgütünün Tiflisde de ciddi teşkilatlanma istegi var. Elde olan malumatlara göre, burada PKK-nın kendi kuruluşundan başka, onun tesirinde olan ve Azerbaycan'dan maliyeleşmekte olan "Kürdistan Yezidiler İttifakı" da faaliyet göstermekte. ”Gilavej" (Sabah Yıldızı) adlı dergi basılmakta ki, bu da örgütlenmeni propaganda etmekte. PKK-nın Tiflis sorumlusu Abdülrehman Pariyev adlı birisidir.
Tiflis ve Bakü arasında esas araç gibi “Kürdistan İnsan Hakları Koruma Birligi” adı ile kurulmuş kurumun üyesi Osman Beydemir isimli, Kod adı "Avroman" olan bir kişi daha var. Bu adam Türkiyede PKK üyesi adı ile aranan kişiler listesinde. Ancak ne hikmetse, defalarca Azerbaycana maniesiz gelip-gitmekte ve üst-düzey sahıslarla görüşmekte. 
Baküda 10 kişilik PKK grubunun yanı sıra, tem ülke çapında neredeyse 400 kişilik profösyenel terörist yerleştirilmiş. ne yazık ki bunca delile rağmen ne hükumetten. ne de PKK nın esas faaliyet alanı olan türkiyeden hiç bir ses yok. 
Sonda onu da belirtmem gereklidir ki, yukarıda isimleri geçen terör örgütü sorunlu kişilerinin yerleri degiştirile ve ya yenileri ile deyiştirile bilir. Yazdığım malumatlar 2011-2012 yıllarına aittir. Yani o zamandan bu güne terör örgütünde deyişimlerin ola bileceyini de dikkatinize sunarım. Ama bu demek degildir ki, son 3 yıl içinde teşkilat Azerbaycan'dan çıkmıştır. Teşkilatın çıkması, etkisiz hale gelmesi için hiç bir adım atılmamışsa kendiiginden çıkacak degil her halde.

Rasul Mursalov

Saturday, November 14, 2015

Sina Oğanın PKK'çı dostları



 Rasul Mursalov


Sinan Oğan'ın PKK'çı dostları



Türkiye seçimini yaptı.

Erdoğan halktan çaldı, halk ona yine oy verdi. Çalıp çırpmaya devam.

Bu seçim bazı kişilerin de eline koz vermiş oldu. Doğrusu bazı kişiler kendi partisinin kaybetmesinde istekliydiler. Çünkü parti ses kaybederse, genel başkana “güle güle” demek kolaydı. Başkanı uğurlamak ise onun yerine geçmeye yol açacaktı. Bu düşünceden yola çıkan o kişiler partinin oy kaybetmesi için uğraştı, didindi. Yakında bu da ortaya çıkacak demedi demeyin. Kendi adamlarına, ülkücüyüm, MHPliyim diyen kişilere AKP ye oy verdirdi.

Bahsi geçen parti MHP, kişi ise Sinan Oğan.

Sinan Oğan aday oldu MHP Genel Başkanlığına. Şaşırmadım buna, çünkü önceden biliyordum. Bazı arkadaşlar bunu tasdik eder ki, onlara bunu söylemiştim. Derdim Oğan değil, onun ihanetleri. Bir ucu beni ve bizleri bulan ihanetleri.

Kimdir Sinan Oğan veya hakkında bunları biliyor musunuz?

Azerbaycan milletvekili Qanire Paşayeva ile yakın dostluk ilişkileri.
Azerbaycan’ın diğer milletvekili Fettah Haydarov ile olan ilişkisi. 

Ve PKK’ya uzanan para kokusu...

Şimdi bu üç konu üzerinden açıklamamla bazı şeyler aydınlanacak beyinlerde.

Burada mevzudan kenara çıkarak bir şeyi dikkatinizi çekmek isterim ki, “milletvekili” denen kavram Azerbaycan’da milletin iradesi veya seçimle olmuyor. Cumhurbaşkanı tarafından birebir atanmayla oluyor.

Gelelim iddialarıma (size göre iddia) bildiğim gerçeğin ta kendisi. Oğanla ne selamım, ne de şahsıma karşı onun bir kötülüğü oldu. Sadece gerçek gerçektir ve herkes bir gün ettikleriyle yüzleşmelidir. Bugün Oğan yüzleşecek. Türk Dünyası’na karşı ettiği ihanet, karşılığında da maddi kazanç elde etmesine karşı bugün hesap verecek.

Yukarıda Qanire Paşayeva ile dostluk ilişkisinden yazdım. İlk önce bakalım kimdir Qanire Paşayeva? Size, Türkiye vatandaşlarına göre Türkçü, Karabağ için içi sızlayan milletvekili. Bir de Azerbaycan halkına sorun, kimdir Qanire Hanım?

Qanire Paşayeva, Haydar Aliyev’in ve sonradan hükumeti devrettiği oğlu İlham Aliyev’in yakın adamı. Zaten başka türlü mecliste oturamaz. Peki Haydar Aliyev kimdir?

Haydar Aliyev Sovyetler’in KGB Generali, Komünist Partisi Siyasi Büro Yönetim Kurulu Üyesi, Azerbaycan’ın 90lı yıllarda bağımsızlığına karşı çıkan, annesi Ermeni, babası Kürt (milliyet ayrımı gibi algılamayın lütfen) birisi. Sovyetler’in, PKK terör örgütünü kurmasında görevli iki kişiden biri. Azerbaycanı Sovyet işgalinden kurtaranların başında gelen, ilk demokratik seçimlerle Cumhurbaşkanı olan Ebülfez Elçibeyi askeri darbe ile indiren de Haydar Aliyev.

Haydar Aliyev, Süleyman Demirel ve Karen Demirçiyan ile birlikte 1993 yılında Azerbaycan’ın Kelbecer Şehrinde Rus ve Ermeni askerinin sivil halka karşı yaptığı katliama imza atmış. Bu üçlünün arasında bazı anlaşmalar var ki, insanın kanı donuyor. 

Bundan başka PKK kurucusu olan birinin sağ eli olarak tanınan Qanire Paşayeva, Türkiye sınırları içine girer girmez “Türkçü” oluyor, ama geri dönüşünde yine halka ahkam kesiyor. Hemen dönüp PKK yandaşı Aliyev’in vekilliğini üstleniyor.

Dikkatinizi çekerim Azerbaycan Meclisi hala PKK’yı terör örgütü olarak tanımadı. Meclis, orada Sinan Oğan’ın dostları Qanire Paşayeva, Fazıl Mustafa, Sabir Rüstemhanlı, Fettah Haydarov gibi nice kişiler tarafından temsil ediliyor. Bu kişiler Türkiye’de Türkçü diye tanınıp, ama aslında Aliyev’in izni olmadığı için PKK’yı terör örgütü olarak tanıyamıyor.

Azerbaycan'da PKK yandaşı Aliyev’in; halka ettiği zulmü ve günahı, suçu sadece Türk olmak ve özgürce söz hakkını kullanmak isteyen politikacıların, gazetecilerin, genç aktivistlerin, dindarların, blogcuların, hukukçuların zindanlarda nasıl mahvolduğu hakkında konuştuğunu duydunuz mu? Duyamazsınız. İşte bu kadar milliyetçi. Peki neden Sinan Oğan bir kere mecliste Azerbaycan dertlerini dile getirmedi? Çünkü aşağıda adını açıklayacağım kişiden, dolayısı ile PKK yandaşı Aliyev’den para alıp susması için.

Sinan Oğan basın önünde çıkıp bir kere Azerbaycan'da, 1969’dan bu yana insan haklarına yapılan saldırılarla ilgili Aliyev hükümeti hakkında açıklama yapsın. Çıksın bir kere Aliyev’in, Ebülfez Elçibeyi askeri darbeyle indirdiğini söylesin. Elçibey, Alpaslan Türkeş’in en yakın dostuydu. Sinan Oğan, ülküsüne ve davasına sevdalısı olan Elçibeyi değil, PKK’nın kurucuları arasında yer alan, Elçibey hükumetini darbeyle deviren kişiyi savunuyorsa, benim bir şey söylememe gerek yoktur. Gerisini siz düşünün.

Diğer yandan Fettah Haydarov ile olan dostluğuna gelelim. Kimdir Fettah Haydarov?

Kendi söylemi ile Azerbaycan Kürt Cemiyeti (PKK’nın Azerbaycan kolu) Başkanı, Bakan Kemaleddin Haydarov'un babası, milletvekili. Azerbaycan'da kendi nüfuzundan istifade ederek Bakü’de AKC (Azerbaycan Kürt Cemiyeti) için tuttuğu ofiste sık sık toplantılar yapmakta ve toplantılarda PKK üzerine konular konuşulmakta. Fettah Haydarov'un Sinan Oğan'la olan ilişkisini ve dostluğunu ilk zamanlar bilmemekle beraber Kemaleddin Haydarov'un büyük miktarda Sinan Oğan'a para aktardığından haberdardım. Sonradan Fettah Haydarov'un Sinan Oğan ile olan dostluğunu öğrenince paranın nasıl ve kimin tarafından taşındığı konusunda şüphe etmedim.

Evet Sinan Oğan'ın dostu Fettah Haydarov Azerbaycan Kürt Cemiyeti Başkanı. Zaten kendisi de bunu hiç kimseden saklamıyor, her yerde, hatta basında bile bunu açıkça söylüyor. Bir daha tekrar ediyorum, AKC aslında PKK’nın Azerbaycan koludur.

“PKK’ya uzanan para kokusu” dediğim olay budur.

  
Fotoğrafa dikkat ederseniz Atatürk resminin yanında Elçibey degil, Haydar Aliyevin resmi var.
_________________________________________________________________________________

Bir şeye daha dikkatinizi çekmek istiyorum, Fettah Haydarov ve İlham Aliyev PKK’nın bir kısım silah ve sigara ihtiyacını da sağlıyor. Azerbaycan'ın Nahçıvan Eyaleti üzerinden yapılan aktarımlar da, bölgenin Meclis Başkanı Vasif Talibov da bu işte aracı.

2011 yılında İsrail üzerinden Azerbaycan'da bir şirkete satılan (veya gönderilen) ses dinleme cihazları ve bazı küçük çaplı silahlar İlham Aliyev'in amcasının oğlu İlgar Aliyev'in sahip olduğu şirkete naklediliyor. Şirket, Bakü’de elindeki silahları ve dinleme cihazlarını hava yolu ile Nahçıvan’a gönderiyor. Nahçıvan Meclis Başkanı Vasif Talibov ise kara yoluyla silahı PKK’ya ulaştırıyor. Bu cihazlar ve silahlar aynı yıl içerisinde doğuda PKK’nın sivil minibüse düzenlediği hain saldırıda kullanılıyor. Olaylar 8 kişinin hayatını kaybetmesi ile son buluyor. Türkiye’de, Jandarma’nın olayı incelemesi ile yukarıda bahsettiğim silahların taşınma trafiği de ortaya çıkıyor. Bunun dışında bir de Vasif Talibov’un sahibi olduğu, Nahçıvan’da bulunan sigara fabrikasına ait binlerce sigaranın PKK mağaralarından çıkması elde edilen somut delildir.

Şimdi soruyorum sizlere; bir kere bile Azerbaycan’da yaşananları bir “Türkçü” olarak diline getirmeyen, PKK ile uzaktan veya yakından bağlantısı olan, davasını paraya kurban edebilen birisi MHP’nin başına geçmeli mi?

Azerbaycan’ın yüzde yirmisi Karabağ’dır ve ülke yalnız Karabağ ile sınırlı değildir. Ara sıra Karabağ hakkında konuşmakla da Türkçü olunmuyor. Tüm dünyanın bildiği bir gerçeği; Karabağ’ın Rusya tarafından -Rusya’nın adamı olan Haydar Aliyev tarafından- işgaline, bunun karşılığında Türkçü olan Elçibeyi devirmeyi ve hükumeti tekrar Rusya’nın esaretine vermesine sesini çıkarmayan birinin de Karabağ’a ne kadar samimi olduğu tartışılır.
Şimdi de MHP’ye genel başkan olmak ve tümden Türk dünyasına zarar vermek isteyen bu adama birileri yazdıklarımı iletsin. Cesaret sahibiyse çıksın da yukarıda adları geçen kişilerle neden, ne çıkar adına dostluk ettiğini açıklasın.

Bu bağlamda geçtiğimiz yılın ekim ayında, sürgünde olduğum dönem İstanbul’da iken bu olayları bazı ülküdaşlara anlattım, olmaz öyle şey dediler. Hatta Sayın Bahçeli ile görüşmek istedim ama sonradan Sinan Oğan’ın dostu Aliyev’in isteği üzerine Türkiye sınırlarından çıkarıldım ve bir daha girişime siyasi yasak koyuldu.

Çünkü ben Türkçüydüm!

Ben kim miyim? Azerbaycan Türk’ü ve Türkçü olduğum için Oğan’ın dostu Aliyev tarafından sürgünde yaşamaya mahkum edilen genç politikacı Rasul Mursalov.


Wednesday, November 11, 2015

Rusiya Ermənistanın hava sahəsinə nəzarət edəcək.

                              Rusiya ölkəmizə yeni hücuma başlayır?

Dünən Rusiyanın Ermənistanla aralarında hərbi müqavilə bağlanması haqqında razılıq olduğu xəbər vermişdik.

İki ölkə arasında olan sazişə görə Rusiya Ermənistan hava sahəsinə nəzarət edəcək. Bu isə Rusiyanın Azərbaycana hava hücumu edəcəyi, müharibənin alovlanması olacağı kimi sualları meydana çıxarmışdı.

Rusiyanın Ermənistanla olan bu sazişi əslində nəyə hesablanıb, nəyə xidmət edəcək kimi suallara cavab almaq üçün mühacirətdə olan gənc siyasətçi Rəsul Mürsəlova müraciət etdik. Mürsəlov suallarımızı qısa cavablandıraraq bu məsələyə şərh verdi.

"Əvvəla onu qeyd edim ki, bu saziş məsələsi ortaya çıxan kimi hakimiyyət mediası yenə "Rusiya Qarabağı qaytarır" kimi tezislər ortaya çıxarmağa, xalqı bu sazişin mahiyyətindən yayındırmağa başladılar. Bu alışıldıq haldır, ancaq hələ də buna inanan kəsim var nə yazıq ki.

Fikir verirsiznizsə nə zaman Rusiya Azərbaycan əleyhinə bir addım atsa tez onu "malalamağa" çalışan rejim mediyası sinəsini qabağa verir.

İkinci yandan Rusiyanın Ermənistan hava sahəsinə nəzarəti ələ keçirməsi məsələsinə gəldikdə isə, burda Rusiyanın ilk olaraq Suriya siyasəti üzərindən buna getdiyini demək olar. Yəni Suriyaya hərbi hava müdaxiləsi üçün daha əlverişli mövgedə yerləşmək istəyi var.

Bilirsinizki 30 sentyabrdan başlayaraq Rusiya Suriyada hərbi hava müdaxiləsində iştirak edir. Bu hücumlarda Hələbi bombalayan Rusiya Əsəd rejiminə dəstəyi ilə yadda qaldı. Hələ keçən ayın 21 də Bəşər Əsədin Rusiyada Putinlə görüşməsi bu dəstəyi açıqca ifadə edirdi və ardınca Rusiyanın Ermənistan hava sahəsinə nəzarət haqqında sazişi də bunun tərkib hissəsidir. Hətta həmin görüşmədə Azərbaycanın da üzərinə düşən öhdəlik vardı və Əliyev rejimi bunun öhdəsindən "layiqincə" gəldi. Bu haqda elə sizin sayta verdiyim açıqlamada geniş şərh etmiş, hətta bəzi iddialar səsləndirmişdim (buradan oxuyun).

Bir daha yada salmaq üçün deyim ki, BMT nin qərarına görə Bəşər Əsədin xarici səfərləri yasaqlanıb. Ancaq buna baxmayaraq Rusiya Əsədi qəbul etdi. Əsəd isə Rusiyaya hava yolu ilə getmək üçün İran-Ermənistan-Gürcüstan üzərindən rusiya hava sahəsinə getməli idi. Lakin İran və Ermənistan buna razı olsada, gürcüstan BMT nin qərarını pozmağa razılıq vermədi və öz hava sahəsindən Əsədin uçuşuna izn vermədi. bu durumda Rusiya ilə məsləhətləşən Əsəd rejiminə Kremldən cavab belə oldu: İran- Azərbaycan və ordan da Rusiya hava sahəsinə uça bilərsiz.

Rusiya əmin idi ki, Əliyev rejimi Putinin əmrindən çıxa bilməz. Hətta BMT qərarına zidd olsa belə. Elə düşünüldüyü kimi də oldu və 20 oktyabr saat 15:21 də Əsədin içində olduğu təyyarə İran üzərindən Azərbaycan hava sahəsinə giriş etdi. Ardınca isə Rusiya hava sahəsinə keçdi. Mən bu iddianı səsləndirsəm də, təssüflər olsun ki, əliyevin bu cinayətinin üstünə gedilmədi.

Qayıdaq Rusiya ilə Ermənistan arasında olan sazişə. Heç kimə sirr deyil ki, Ermənistan Rusiyanın müstəmləkəsi kimi idarə edilir. O da bizə bəllidir ki, Rusiya hərbi qoşunları Ermənistanda yerləşdirilib. Hava sahəsinə nəzarətlə isə Ermənistanda hərbi gücünü tamamilə artıran Rusiya bu gün bu gücünü öz xarici siyasətində Suriya üçün işlədirsə, yaxınlarda Azərbaycan üçün işlədəcəyi də ortada. Zatən Əliyev rejiminin Kremlin göstərişi ilə idarə edildiyi bəlli idi, amma yaxınlarda, gedişat bu cür olarsa zamanında Ermənistanı nəzarəti altına aldığı kimi, Rusiya Azərbaycanı da öz nəzarəti altına alacaq.


Bir sözlə adı çəkilən saziş ilkin mərhələdə Rusiyanın Suriya siyasəti üçün planlaşdırılsa da, sonrakı mərhələdə Azərbaycan üçün ciddi təhdid olacağı da istisna deyil".

Monday, October 12, 2015

"Təhsil, mütaliə pis örnək olur".

"Təhsillə, mütaliə ilə məşğul olmaq pis örnəkdir". Rəis müavini



  14 saylı Cəzaçəkmə Müəssisəsində saxlandığım zaman bütün hüquqi proseslərə əməl etdim. Qanunların işləmədiyini, siyasi sifarişlərin hökm sürdüyünü isbat üçün boş vaxtım çox idi. Hələ ki, siyasi məhbus isən sənin üçün bütün yollar bağlı olur. Yalnız adminstrasiyanın qərarı lazım, sənin haqqında hər hansı qanunun tətbiqi üçün.
  Dəfələrlə Qaradağ rayon Məhkəməsinə müraciət etmiş, qanunların icazə verdiyi şərti azadlıq və ya məntəqə tipli CÇM-yə köçürülməyim haqda ərizəmin təmin edilməsini tələb etmişəm. Hər dəfəsində ərizəm təmin edilməyib, apellyasiya şikayəti vermişəm - o da eyni mərkəzdən idarə edilən qürum olduğundan təmin edilməyib. 
  Bir gün təkrar məhkəməyə müraciət etdim. 14 cü kolonun rəis müavini Natiq Hacıyev də məhkəməyə barəmdə mülahizə yazmalı idi, yazdı. Sifarişə əsasən mülahizədə məni pisləməli idi. O bunu məharətlə bacarırdı. Nə də olsa bu rejimin bir parçası idi və yalan, böhtan onun həyat tərzi idi. O sifarişi can-başla yerini yetirirdi. Aşağıda gördüyünüz şəkil həmin mülahizədən bir hissədir. Qırmızı xətt çəkdiyim cümlə isə yalan yox, biyabırçılığın göstəricidir. Rəis müavini mülahizəsində təhsilə yüksək münasibəti, mütaliəni mənfi hal kimi qiymətləndirirdi.
14 saylı CÇM rəis müavini N.Hacıyevin barəmdə yazdığı mülahizə. 16.08.2013
 Bu cümlə ilk öncə məni yaxşı mənada təəccübləndirmişdi. Barəmdə heç olmasa bir yaxşı cümlə işlətdiyini düşünmüşdüm. Amma Natiq Hacıyev "sevincimi" ürəyimdə qoydu (bu haqda aşağıda qeydim var)....
                                                             * * *
  Şəkildə gördüklərinizə, barəmdə olan "ittihamlara" biraz əlavələrim, daha doğrusu cavabım var. Hansı ki, bu cavabı elə Natiq Hacıyevin də iştirak etdiyi həmin məhkəmədə bildirmişdim.
Rəis müavini yazır ki, "məhkumun əməyə münasibəti qənaətbəxş deyil".
- Qeyd edim ki, saxlanıldığım müəssisə Əmək Müəssisəsi deyil, Cəzaçəkmə Müəsisəsidir. Burada məndən hər hansı əmək tələb edilə bilməz.
Daha sonra "müəssisənin abadlaşdırılması və məhkumların mədəni -məişət şəraitinin yaxşılaşdırılması işlərində iştirak etməyə həvəs göstərmir" deyə Hacıyev yazıb.
- Müəssisənin abadlaşdırılması, məhkumların mədəni-məişət şəraitinin yaxşılaşdırılması mənim (məhkumun) yox, müəssisə rəisinin işidir. Mən sadəcə məhkumam və kolonu abadlaşdırmaq kimi vəzifəm yoxdur.
  Mülahizədə deyilir ki, "cinayətini etiraf etmir, peşmançılıq hissi keçirmir, məhkəmə qərarı ilə razılaşmır və əsassız həbs olunduğunu bildirir".
- Bəli, belədir. Niyə razılaşmalıyam, siyasi fəaliyyətimdən dolayı sifarişli həbs edilmişəm. Nə üçün peşman olmalıyam, vətənimi, xalqımı sevdiyim üçün? Yox, düz demişəm, peşman deyiləm. Hökm oxunanda da bunu demişdim, sözümün üstündəyəm.
Sonra Natiq Hacıyev ən biyabırçı açıqlaması ilə hakim, prokuror və məni güldürə bilir. Belə ki, o qeyd edir: "məhkumun təhsilə münasibəti müsbətdir, müntəzəm olaraq müəssisənin kitabxanasında mütaliə ilə məşğul olur və mətbuatla maraqlanır".
N.Hacıyev bunu müsbət hal kimi yazıldığını düşünən hakim və prokurora tez şifahi açıqlama verir. O bildirir ki, "bu müsbət hal deyil, əksinə mənfi haldır. Məhkum bütün günü kitabxanada, axşam isə öz yataq yerində ancaq mütaliə ilə məşğul olur. Dəstə kollektiv şurası (bu ad yalnız formal xarakter daşıyır, bunu məhkumluq yaşayan hər kəs yaxşı bilir) işlərində iştirak etmir. Digər məhkumlara qarışmır və onlara yalnızlığı, kitaba qapanmağı aşılayır. Ancaq məhkum digər məhkumlara qaynayıb qarışmalı, birgə yaşayış qaydalarına əməl etməli, onlarla sıx ünsiyyətdə olmalıdır".
Bunu Ədliyyə Polkovnik-leytenantı Natiq Hacıyev deyir. Bu rəis müavininin, min nəfərə yaxın məhkumun tərbiyyəvi işlər üzrə səlahiyyətlisinin açıqlamasıdır. O adama görə bu açıqlaması normaldır. Çünki bu adam Pentensiar Xidmətindən 14 cü kolona göndərilən 360 ədəd kitabı maşınına yığıb aparıb satan adamdır. Əlbəttə məhkumun mütaliə etməsi onu narahat edəcək. Bu həm də diktatura rejiminin maraqları ilə üst-üstə düşən siyasətdir. İnsanlar oxumasın. biliyini artırmasın və.s.

Daha sonra Hacıyev bildirir ki, 02.05.2013 tarixində, əvvəllər dəfələrlə şifahi xəbərdarlıq edilməsinə baxmayaraq, icazəsiz olaraq yataq yerində yatdığıma görə "xəbərdarlıq" edilmişdir.
- Xatırladım ki, Cəzaların İcrası Məcəlləsində 10 cu maddə (məhkumların əsas hüquqları) 2 ci bənd 2də buna aid maddə nəzərdə tutulub. Belə ki, məhkumun günorta saat 13:00 - 16:00 arası istirahət hüququ var. Sadəcə bu hüququmdan istifadə etmişəm və sona kimi də etdim. Ancaq bu "zon"da rəisin biznesini pozmağım kimi dəyərləndirilirdi. Çünki həmin hüquqdan istifadə edən, yəni günorta öz yataq yerində istirahət edən məhkumlardan 1 manat məbləğində rüşvət alınırdı. Yəni öz hüququnu məhkuma pul isə satırdılar. Mən isə yatır və digər məhkumlara bunun qanunla icazəli olduğunu bildirirdim. Mənim yatmağımı görən digər məhkumlarda yatırdı, o zaman isə onlardan rüşvət almaq olmurdu. çünki məni göstərib "o niyə yatır və ona söz demirsiz" deyə bilirdilər.

 PS. Türmə xatirələri bir ayrı maraqlı olub. Bu gün o günlərə baxdıqda, gündəliklərimi oxuduqda daha necə gülünc məmurların olduğunu xatırlayıram.

Rəsul Mürsəlov.

"Təhsil, mütaliə pis örnək olur". » QaynarXeber.Az

Friday, October 9, 2015



Zaqatala xalqına müraciət.



Siyasi fəal Rəsul Mürsəlov doğulub böyüdüyü Zaqatala şəhəri əhalisinə müraciət etdi.
QaynarXeber.Az saytına ünvanlanan müraciətdə xalqa seçkini boykot çağırışı yer alır və gənc fəal xalqa bunun açıqlamasını verir.
Müraciəti olduğu kimi təqdim edirik.

Əziz Zaqatalalılar!
Sizlərə müraciət edirəm.

1 noyabr Parlament təyinatı günündə (bəli seçki yox, bu gün təyinat günüdür) seçki dairələrinə getməməyinizi, sizin səsinizin onsuzda heç bir əhəmiyyəti olmayacağını bildirirəm ki, sizlərin bunun bilincində və illər boyu şahidi olduğunuzu düşünürəm.

Bu hakimiyyət sizləri zatən saya salmır ki, sizin səsinizi də saya salsın. Boş yerə özünüzə əziyyət verib seçki dairələrinə getməyin, saxtakarlığı boykot edin.

Nəzərinizə çatdırım ki, Zaqatala 110 və 111 saylı seçki dairələri üzrə hakimiyyətin, bir başa prezident İlham Əliyevin təyinatına əsasən, sırası ilə Elşən Musayev və Kamilə Əliyeva adlı iki şəxs artıq təyin edilmişdir. Yəni sizlərin seçki dairəsinə getməyinizin heç bir anlamı yoxdur və gedəcəyiniz təqdirdə öz -özünüzə qarşı hörmətsizlik etmiş olacaqsız. Belə ki, seçki dairəsi üzrə təyinatın olduğunu bildiyiniz halda səs verməyə getməyiniz özünüzü aldatmaqdan başqa bir şey deyil. Çünki mövcud hakimiyyət sizləri saya salmır və bu durumda sizi puldan üstün hesab edərək səslərinizi də saya salmayacaqdır. Onu da yaxşı bilirsiniz ki, 2011 ci ilə ortaya çıxan gizli video çəkimlərlə parlament yerlərinin 1-1.5 milyon dollara satılması, bunun başında bir başa prezidentin durması təsdiqini tapmışdır.

Buradan isə aydın olur ki, hakimiyyət öz xalqından çox, cibini düşünür. Bu hakimiyyətin xalqdan çox cibini düşünməsinə sadəcə bir misaldır - mövzumuz seçki olduğundan yalnız bu fikirlə məsələni uzatmıram.

Hörmətli Zaqatalalılar!

Son Parlament seçkilərində - 2010 cu ildə Zaqatala 111 saylı seçki dairəsindən təyin olunmuş Kamilə Əliyevanı tanıyırsınızmı? Düşünürəm ki, cavabınız XEYR olacaqdır. Çünki həmin saxta deputat özü belə mətbuata açıqlamasında, Zaqatala deputatı olmasına rəğmən seçildiyi (əslində təyin edildiyi) seçki dairəsi üzrə heç vaxt Zaqatalaya getmədiyini, seçicilərlə görüşmədiyini və bu işdə (yəni seçicilərlə görüşməkdə) maraqlı olmadığını bildirib. Bəs belə olan halda saxta deputatın kimə, necə, nə kimi faydası ola bilər? Bu saxtakar qadın təkrar hansı üzlə Zaqataladan təyin olunmaq istəyir? Çünki sizlər heç vaxt ona qarşı etiraz etməmiş, saxtakarlığını üzünə vurmamışsınız. Əslində məsələ Kamilə Əliyeva kimi cılız insanlarda deyil, bir başa hakimiyyət başında duran İlham Əliyevdədir. Ancaq bu gün İlham Əliyevi deyil, onun maşası olaraq xalqa divan tutan, talayan və heç zaman onları özünə bərabər bilməyərək, onlarn içinə çıxmağı özünə sığışdırmayan Kamilə Əliyeva kimilərdən danışaq. Kiçikdən böyüyə gedək.

Onun kimi də Elşən Musayev. Bu adam kimdir, bilirsinizmi? Bu adam şər, böhtan hesabına Lider TV kanalında xalqını sevən, onların dərdinə yanan və şərik çıxan insanları şərləməklə İlham Əliyevə yaltaqlanan bir kimsə. Bu adam bütün mənliyini sataraq Əliyevə yaltaqlanır ki, sizlərin, xalqın başı üzərindən biznes mərkəzi olan parlamentdə mandatını qoruya bilsin. Bu yaltaqlıq və anti-xalq çıxışlarından dolayı ilham Əliyev onu da digər yaltaqlar kimi "mükafatlandırır" və bu il təkrar parlamentə təyinatını imzalayıb. Bu şər-xata Elşən Musayevi Zaqatala üzərindən deputat edir. Çünki Zaqataladan daha çıx cibini dolduracaq və yuxarıya haqq çatdıra biləcəkdir. Əlbəttə arsız adamlar daha çox xalqdan istifadə edə bilər və Musayev də bu tiplərdəndir.

Gəlin birlik olaq, bir olaq. Hər kəs dərindən düşünsün. Artıq itirəcək nəyiniz var? Hər biriniz borc içində, bank kreditinə bağlı yaşamırsınızmı?
Bizləri bu durma salan Əliyev rejiminin saxta parlament oyununda iştirak edərək nədən onun saxta ömrünü uzadaq ki? Bəli biz boykot etsək belə saxtakar rejim təyinatı üzərə adlarını çəkdiyim Elşən Musayev və Kamilə Əliyeva parlamentə təyin ediləcək. Ancaq bizlər hər birimiz öz vicdanımız qarşısında bu saxtakarlıqda iştirak etmədiyimizi biləcəyik. Bizlər bu BOYKOTLA hakimiyyətə hələ də ayaqda qaldığımızı, xalq bir olarsa hər şeyə qadir olduğunu sübut edək.

İcazə verək ki, özləri çalıb, özləri oynasın. Yəni hakimiyyətə xalqdan səs almadıqlarını, öz saxtakarlıqları ilə mandat verdiyini üzlərinə vuraq.

Sizlərdən istəyim sadədir - 1 noyabrda əziyyət çəkib saxta parlament təyinatına şərik olmayın. Boş yerə seçki dairələrinə getməyin və özünüzü əzdirməyin. Gedəcəyiniz, səs verəcəyiniz adam seçilməyəcək, seçki saxtakarlaşdırılacaqsa, nədən boşuna həm əziyyət, həm də sayğısızlıqdan acıq çəkəsiniz ki?

1 noyabr parlament təyinatına sayılı günlər qalır. Düşünün və bir daha düşünün. Kütləvi şəkildə seçkilərə getməkdən imtina edin. Bu imtinanı hər bir şəxs iki nəfər tanıdığına desin, o iki nəfər də hər biri daha iki nəfərə deyərsə bu daha geniş yayılacaq və Zaqatala xalqı olaraq saxtakarlığı boykot etmiş olacağıq. Nədən bunu etməyək ki?

Bunu hər kəs bir-birinə yaysın. Ümidliyəm ki, bunu bacara bilərik.


Zaqatala xalqına sevgi və saygılarımla Rəsul Mürsəlov.
QaynarXeber.Az    09.10.2015